<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitaplık.com</title>
	<atom:link href="http://www.kitaplik.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitaplik.com</link>
	<description>Kitapla İlgili Herşey</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 16:52:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yusuf Atılgan</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/yusuf-atilgan/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/yusuf-atilgan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 19:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/yusuf-atilgan/</guid>
		<description><![CDATA[Çağdaş Türk Edebiyatının önemli figürlerinden Yusuf Atılgan 1921’de Manisa’da doğdu. Manisa Ortaokulu’nu (1936), Balıkesir Lisesi’ni(1939) ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi(1944); A. Nihat Tarlan yönetiminde hazırlandığı bitirme tezinin konusu “Tokatlı Kâni: Sanat, Şahsiyet ve Psikoloji” idi. O dönemde  Akşehir’de bulunan Maltepe Askeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Türk Edebiyatının önemli figürlerinden Yusuf Atılgan 1921’de Manisa’da doğdu. Manisa Ortaokulu’nu (1936), Balıkesir Lisesi’ni(1939) ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi(1944); A. Nihat Tarlan yönetiminde hazırlandığı bitirme tezinin konusu “Tokatlı Kâni: Sanat, Şahsiyet ve Psikoloji” idi. O dönemde  Akşehir’de bulunan Maltepe Askeri Lisesi’nde rahmanlı köyüne yerleşti ve burada çiftçilikle uğraştı. 1976’da İstanbul’a döndü; 1980’den sonra Milliyet (daha sonra Karacan) Yatınları’nda danışmanlık ve çevirmenlik, kısa bir süre de Can yayınları’nda redaktörlük yaptı. Üzerinde çalıştığı Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi sonucu Moda’daki evinde öldü (9 Ekim 1989).</p>
<p>Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak ün saldı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. Anayurt Oteli 1987’de Ömer Kavur tarafından aynı adla sinemaya aktarıldı. 1955’te Tecüman gazetesinin öykü yarışmasında “Evdeki” öyküsüyle (Nevzat Çorum adıyla) birincilik, “Kümesin Ötesi” öyküsüyle (Ziya Atılgan adıyla) dokuzunculuk kazandı. Aylak Adam romanıyla 1957-58 Yunus Nadi Roman Armağanı’nda ikincilik ödülü aldı. Ölümünün ardından Yusuf Atılgan’a Armağan (1952) adlı bir kitap yayımladı.</p>
<p>Kitapları: </p>
<p>Roman: Aylak Adam (1959), Anayurt Oteli (1973), Canistan (2000).<br />
Öykü: Bodur minareden Öte (1960), Eylemci (Bütün Öyküleri; 1992). Çocuk Kitabı: Ekmek Elden Süt Memeden (1981). Çeviri: Toplumda Sanat (K. Baynes; 1980).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/yusuf-atilgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>William Shakepeare</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/william-shakepeare/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/william-shakepeare/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 19:10:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/william-shakepeare/</guid>
		<description><![CDATA[William Shakespeare kuşkusuz insan dramı üzerine yazdığı eşsiz eserlerle çağını aşmış ve evrensel bir kimliğe bürünmüş bir oyun yazarı, aktör ve sanatçıdır. 23 Nisan 1564’te Stratford-Upon-Avon’da doğduğu düşünülen Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan, aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>William Shakespeare kuşkusuz insan dramı üzerine yazdığı eşsiz eserlerle çağını aşmış ve evrensel bir kimliğe bürünmüş bir oyun yazarı, aktör ve sanatçıdır. 23 Nisan 1564’te Stratford-Upon-Avon’da doğduğu düşünülen Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan, aynı zamanda yerel yönetimde sulh hâkimliği ve belediye başkanlığı gibi önemli görevler üstlenmiş olan John Shakespeare’in üçüncü çocuğu ve en büyük oğludur. Babasının maddi durumu daha sonraki yıllarda bozulmaya yüz tutsa da, Shakespeare’in diğer eşraf çocukları gibi ilkokuldan sonra eğitim dili Latince olan King’s New School adlı ortaöğretim okuluna devam ettiğine ve burada Roma edebiyatının klasikleriyle tanıştığına kesin gözle bakabiliriz. Üniversiteye gitmeyen Shakespeare’in Latincesinin düzeyini tam olarak bilemediğimizden kaynak olarak kullandığı bazı eserleri asıllarından mı, yoksa çevirilerinden mi okuduğu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir.</p>
<p>1582’de on sekiz yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hattaway ile evlenen Shakespeare’in bu evlilikten üç çocuğu olmuş lakin oğlu Hamnet’i 1596’da kaybetmiştir. 1585 yılı ile 1590’ların başı arasındaki yaşamı hakkında elimizde pek güvenilir bilgi mevcut değildir. Ancak Shakespeare’in bu yıllar içinde Londra’ya gelip aktör ve oyun yazarı olarak tiyatroculuk mesleğine başladığını ve kısa zamanda ün kazandığını biliyoruz. Londra’da yaşadığı yıllarda Stratford ve ailesiyle ilişkisini düzenli olarak sürdüren Shakespeare’in profesyonel yaşamı çok yoğun geçmiştir. Soneleri (“Sonnets”), konularını klasik mitolojiden alan iki uzun öyküsel şiiri (“Venus and Adonis” ve “The Rape of Lucrece”) ve oyunlarıyla tanınan Shakespeare yazarlık ve aktörlüğün yanı sıra çalıştığı tiyatro kumpanyasının altı ortağından biriydi. Eline geçen paranın önemli bir meblağıyla emlak satın almış ve bu yatırımlar ile 1610’da Stratford’a oldukça varlıklı bir kişi olarak dönmüştür.</p>
<p>Her ne kadar işleriyle ilgili olarak ara sıra Londra’ya gitse de yaşamının son dönemini Stratford’da geçiren Shakespeare 23 Nisan 1616’da ölmüştür. Stratford’luların bu ünlü hemşerilerinin onuruna yaptırıp kiliseye koydukları anıtta ise adının Sokrates ve Vergilius’la birlikte anılması dikkat çekicidir.<br />
Eserleri her çağda yeni yorumlara olanak veren Shakespear dört yüz yıl boyunca gündemde kalabilmiş bir yazar. Ona duyulan bu ilgiyi sürekli kılan nedir acaba? Bu sorunun cevabı yarattığı karakterler, tartıştığı temalar ve dil kullanımındaki ustalığı kadar insanı ve olayları ele alış biçiminde yatar kuşkusuz. Hemen bütün oyunlarında yaşamı olanca karmaşıklığı, muğlaklık ve gizemiyle sergilemiş, sorunları ortaya koyarken siyah beyaz yargılardan bilinçli olarak kaçınmıştır. İnsan deneyimini basite indirgeyen kesin çözümler yerine bizlere soru sorma ve kendi çözümlerimizi üretme olanağını sunan Shakespeare böylece eskimeden, demode olmadan günümüze kadar gelmeyi başarmış ender yazarlardan biridir. Shakespear’in sürekli yeni yorumları davet etmesi, çağdaşımız olmasa da güncelliğini koruduğunun en güçlü kanıtıdır kuşkusuz.</p>
<p>SAHNE VE SHAKESPEARE</p>
<p>Shakespeare’in oyunlarının sahnedeki yorumu zaman içinde ciddi farklılıklar göstermiştir. Yazarın ölümünden yirmi altı yıl sonra, Püritenlerin ahlaksız yuvası olarak algıladıkları tiyatrolar Cromwell’in emri ile kapatıldı ve 1642’den krallığın yeniden tesis edildiği 1660’a kadar on sekiz yıl kadar kapalı kaldı. Tiyatroları yeniden açan Kral II. Charles döneminde ise kumpanya sayısı ikiye indirilerek tiyatrolar denetim altında tutulmak istendi. Bu dönemin tiyatro tarihi açısından en önemli yanı kadınların da oyuncu olarak sahnede yer almalarıdır.</p>
<p>17. yüzyılın son kırk yılında, Shakespeare’in oyunlarından bir kısmı özgün biçimleriyle sahnelenirken bazıları büyük değişikliğe uğradı. Bu dönemde Shakespeare’in oyunlarına yeni bölümler yazıp eklemek, iki farklı oyunda bölümleri bir araya getirip ortaya yeni bir oyun çıkarmak, Kral Lear, Romeo ve Juliet gibi trajedileri mutlu sonla bitirmek, Fırtına gibi oyunları opera benzeri bir biçimde sahneye koymak moda oldu. Devrin en önemli Shakespeare oyuncusu Thomas Betterton idi.</p>
<p>18. yüzyılda uyarlamalar sürmekle birlikte, oyunları sözünü ettiğimiz değişiklikler ve eklemelerden arındırarak Shakespeare’in özgün metinlerine dönme girişimleri de yapıldı. Bu dönemin en ünlü Shakespeare oyuncusu hem trajik hem komik rollerdeki başarısı ile tanınan David Garrick’tir. 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyılın başlangıcını kapsayan dönemdeki ünlü oyuncular arasında ise neo-klasik oyun tarzını temsil eden John Philip Kemble ve kız kardeşi Sarah Siddon ile onlardan daha gerçekçi bir oyun tarzını benimseyen Edmund Kean’i sayabiliriz.</p>
<p>Victoria dönemine geldiğimizde ise oyunları özgün hallerinde sahneye koyma çabası (tiyatrodan çok görkemli ve pahalı gösteriler olarak nitelendirebileceğimiz temsillerin devam etmesine rağmen) giderek güçlenir. Oyunculukta romantik hatta melodramatik bir tarzın popüler olduğu bu yıllarda doğallıktan ve gerçekçilikten de söz edildiğine rastlarız. Kostüm ve dekorda tarihe sadakat ön plana çıkar. Henry Irving ve Ellen Terry’nin 1882’de başrolleri üstlendikler Romeo ve Juliet dönemin tiyatro tarihine geçen en ünlü Shakespeare uygulamalarından biridir.</p>
<p>20. yüzyılda özgün metinlere dönüş tamamlanmış, buna karşın oyunların daha önce denenmemiş yaklaşımlarla sahnelendiği heyecan verici bir dönem başlamıştır. Günümüzde de modern giysilerle Shakespeare’in “çağdaş”laştırıldığı, metinlerin farklı bir gözle okunarak yeniden yorumlandığı, yepyeni oyunculuk ve sahneye koyma tarzlarının denendiği bir çağı yaşıyoruz.</p>
<p>1940 ve 50’lerin yıldız oyuncuları lirik tarzın temsilcisi John Gielguld ile gerçekçilik akımını temsil eden Laurence Oliver’dir. Aynı dönemin kadın oyuncuları arasında ise Edith Evans, Peggy Ashcroft ve Sybil Thorndike gibi isimleri saymak mümkündür. Bugün ise yıldız sisteminden çok ekip oyunu düzeninin revaçta olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Diğer yandan yönetmen kavramı da 20. yüzyıl ürünüdür. Shakespeare dönemindeki oyun sorumlusundan, 18. yüzyılda oyunun yorumuna damgasını vuran aktörlerden, 19. yüzyılı karakterize eden yapımcıdan sonra 20. yüzyılda karşımıza çıkan yönetmen, izleyici olarak oyunu nasıl algıladığımızı da büyük ölçüde belirleyen kişidir. Yaratıcılığı ve dramatik sezgileriyle öne çıkan günümüz yönetmeni aynı zamanda oyunların en dikkatli okuyucularındandır. Shakespeare’in temalarını, kullandığı dili ve üslupları, yarattığı karakterleri çağdaş eleştirinin ve bazen de ideolojilerin ışığında ilerleyen yönetmenler özgün yorumlarıyla bize sürekli yeni Shakespeare’ler sunmaktadırlar. </p>
<p>Shakespeare hakkında 17. yüzyılda yazılanların çoğu eleştiri kapsamına girmeyen övgü ve yergilerden ibaret kaldı. 17. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına kadar oyunlar üzerine yazılan en önemli eleştirilerin, kendileri de ünlü birer yazar olan John Dryden, Samuel Johnson ve Samuel Taylor Coleridge tarafından kaleme alındığını görüyoruz. Eleştirmenlerin Shakespeare’e bakışı zaman içinde önemli değişiklikler geçirmiş, önceki yüzyıllarda bazı eleştirmenlerin Shakespeare’de kusur olarak gördüklerinin büyük bir bölümü (kelime oyunlarına düşkünlüğü, trajedilere komedi unsurları katması gibi) daha sonraları yazarın erdemleri arasında sayılmaya başlamıştır.</p>
<p>17. yüzyılda İngiltere’nin “iyi” oyun yazarlarından biri sayılan Shakespeare’in “bütün zamanların en iyisi” konumuna gelişi 1750’den sonradır. Ünü Avrupa’da da yayılmaya başlayan Shakespeare’i Almanlar, kolayca benimserken neo-klasik kuralların güçlü olduğu Fransa’da kendini tartışmasız bir biçimde kabul ettirmesi 19. yüzyılı bulur.</p>
<p>20. yüzyıl boyunca Shakespeare’in oyunları karakter analizi ve tarihsel yaklaşımdan başlayarak biyografik, tematik, Marksist, formalist, yapısalcı, psikoanalitik ve feminist eleştiriye kadar pek çok farklı yöntemle irdelenmiş, yazarın kullandığı dil ve imgeler yeni eleştiri akımından post-yapısalcılığa kadar çeşitli yaklaşımların ışığında tartışılmıştır. Kültür çalışmaların, yeni tarihselcilik ve postkolonializm ile son yıllarda Shakespeare eleştirisine yeni bir boyut eklendiğine tanık oluyoruz. 20. yüzyılda yapılan bibliyografi ve metin çalışmaları ise bize oyunların daha güvenilir metinlerini sunmaktadır. 16. yüzyıl sonu – 17. yüzyıl başı İngiliz tiyatrosunun ayrıntılarıyla incelenmesi ve Shakespeare’in oyunlarının tiyatro sahnesindeki dört yüz yıllık tarihçesinin ortaya konulması da 20. yüzyılda Shakespeare araştırmalarına yapılan önemli katkılar arasındadır.</p>
<p>Frank Kermode’un “Shakespeare Hakkında Yazmak” (LRB, Aralık 1999) adlı makalesinde haklı olarak yakındığı gibi Shakespeare’in oyunlarını kendi önyargılarını payandalamak için çarpıtan, kendi kurumsal gündemlerini öne çıkarmak için araç olarak kullananların sayısı son zamanlarda epey artmış ve kurumsal akademik destek, bulmuş da olsa, günümüzde Shakespeare eleştirisine kalıcı katkılar yapacak çalışmaların varlığı inkâr edilemez. Okuyucusu ile Shakespeare’in oyunları arasında hem köprü hem engel işlevi görebilen eleştirmenler, görüşlerine katılalım veya katılmayalım, metinlere bambaşka açılardan bakmamızı sağlayarak bizi çok daha duyarlı okurlar olmaya zorlamaktadırlar.</p>
<p>SHAKESPEARE ESERLERİ<br />
1590 – 1592</p>
<p>IV HENRY<br />
HENRY THE IVth (3 Bölüm)<br />
IV. Henry : Bölümler 1-2-3, Hamit Çalışkan, İstanbul.</p>
<p>RICHARD III<br />
III. Richard, Berna Moran, 1947 (farklı yayınevlerinde birçok kez yayınlanmıştır).</p>
<p>TITUS ANDRONICUS<br />
Titus Andronicus, Ali H. Neyzi, Mitos/Boyut, 1995.</p>
<p>THE COMEDY OF ERRORS<br />
Sehiv Komedyası, Mihran Boyacıyan, İstanbul, 1302.<br />
Sehvi-Mühdik, H(asan) S(ırrı) Örikağası-zade, İstanbul, 1304 (1887).<br />
Yanlışlıklar Komedyası, Avni Givda, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1943.<br />
Yanlışlıklar Komedyası, Bülent Bozkurt, Remzi Kitabevi, 1993.</p>
<p>THE TAMING OF THE SHREW<br />
Hırçın Kız, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1939.<br />
Hırçın Kız, Nurettin Sevin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1946.<br />
Hırçın Kız, Nur Sabuncu, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1960.<br />
Hırçın Kız, Bülent Bozkurt, Remzi Kitabevi, 1997.</p>
<p>THE TWO GENTELMEN OF VERONA<br />
Verone’nin İki Asilzadesi, Mihran Boyacıyan, İstanbul, 1302 (1885).<br />
Veronalı İki Centilmen, Avni Givda, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.</p>
<p>1592 – 1596<br />
LOVE’S LABOUR LOST<br />
Çevirisi bulunamadı.</p>
<p>ROMEO AND JULIET<br />
Romeo ve Jüliyet Faciası, M. Boyacıyan 1302 (1885).<br />
Romeo ve Jülyet, Dr. Abdullah Cevdet, Şehbal Dergisi, 1325 (1909).<br />
Romeo &#8211; Jülyet, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1938.<br />
Romeo ve Jülyet, İlhan Siyami Tanar, Suhulet (1864 S. Lütfi), 1938.<br />
Romeo ve Jülyet, Kâmuran Günseli, Çığır, 1938.<br />
Romeo &#8211; Jülyet, Ertuğrul İlgin, İnkilap, 1939.<br />
Romeo ve Jülyet, Yusuf Mardin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.<br />
Romeo ve Jülyet, Adli Moran, Ak, 1959.<br />
Romeo ile Jülyet, A Turan Oflazoğlu, Bilgi, 1968.</p>
<p>A MIDSUMMER NIGHT’S DREAM<br />
Yaz Ortasında Bir Gecelik Rüya, Nurettin Sevin, Hilmi, 1936 (MEB 1944-1962).<br />
Bir Yaz Gecesi Rüyası, Asena Dora, N. Salman Yayınları.<br />
Bir Yaz Gecesi Rüyası, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1953.<br />
Bahar Noktası, Can Yücel, Ağaoğlu, 1981.<br />
Bir Yaz Gecesi Rüyası, Bülent Bozkurt, Remzi, 1992.</p>
<p>THE MERCHANT OF VENICE<br />
Venedik Taciri, H(asan S(ırrı) Örikağası-zade, Matbaa-i Ebuzziya, 1301 (1884).<br />
Venedik Taciri, Halide Edip Adıvar, İstanbul Temaşa Dergisi, 1918.<br />
Venedik Taciri, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1935.<br />
Venedik Taciri, Nurettin Sevin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1938 (1958-1988).<br />
Venedikli Tüccar, Orhan Veli Kanık, Doğan Kardeş.<br />
Venedik Taciri, Adnan Yatlı, İstanbul, 1968.<br />
Venedik Taciri, Bülent Bozkurt, Remzi, 1992.<br />
Venedik Taciri, Zeynep Avcı, Mitos/Boyut, 1996.</p>
<p>1596 – 1599<br />
KING JOHN<br />
Çevirisi bulunamadı.</p>
<p>RICHARD THE IInd<br />
II. Richard, M. Hamit Çalışkan, Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>HENRY THE VIth Parts I and II<br />
IV. Henry 1. ve 2. bölüm, Bülent Bozkurt, Remzi, 1992.</p>
<p>HENRY THE Vth<br />
V. Henry, Ali H. Neyzi, basılı değildir.</p>
<p>1599 – 1601<br />
THE MERRY WIVES OF WINSDOR<br />
Windsor’un Şen Kadınları, Mefharet Ersin, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1938.<br />
Windsor’un Şen Kadınları, Haldun Derin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1943.</p>
<p>MUCH ADO ABOUT NOTHING<br />
Kuru Gürültü, Mehmet Şükrü Elden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1937.<br />
Kuru Gürültü, Hamit Dereli, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.</p>
<p>TWELFTH NIGHT<br />
On İkinci Gece, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1932.<br />
On İkinci Gece yahut Nasıl İsterseniz, Avni Givda, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1946.<br />
On İkinci Gece ya da Nasıl İsterseniz, Özdemir Nutku, remzi 1988.<br />
On İkinci Gece, Zeynep Avcı, Mitos/Boyut, 1996.</p>
<p>AS YOU LIKE IT<br />
Nasıl Hoşunuza Giderse, Halide E. Adıvar ve Vahit Turhan, İstanbul, 1943.<br />
Beğendiğiniz Gibi, Orhan Burian, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1943.<br />
Size Nasıl Geliyorsa, Bülent Bozkurt, Remzi, 1996.</p>
<p>1601 – 1603<br />
ALL’S WELL THAT ENDS WELL<br />
Yeter ki Sonu İyi Bitsin, Özdemir Nutku, Remzi, 1988.</p>
<p>TROILOS AND CRESSIDA<br />
Troilos ve Kressida, Sabahattin Eyuboğlu ve Mina Urgan, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 195 (1993 Adam).</p>
<p>MEASURE FOR MEASURE<br />
Ölçüye Ölçü, İ. Galip Arcan, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1935.<br />
Kısasa Kısas, Ali Taygun, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1976.<br />
Kısasa Kısas, Zeynep Avcı, Mitos/Boyut, 1996.</p>
<p>JULIUS CEASAR<br />
Jül Sezar, Dr. Abdullah Cevdet, Mısır, 1908.<br />
Jül Sezar, Mehmet Şükrü Elden, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1930.<br />
Jül Sezar, Orhan Burian, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1940.<br />
Julius Ceasar, Nurettin Sevin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.<br />
Julius Ceasar, Sabahattin Eyuboğlu, Remzi, 1955.</p>
<p>HAMLET<br />
Hamlet, Dr. Abdullah Cevdet, Mısır, 1908.<br />
Hamlet, Ertuğrul Muhsin, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1927.<br />
Hamlet, Mehmet Nadir, Bazı Bölümler &#8211; Hazine-İ-Evrak.<br />
Hamlet, Can Doğan, İstanbul Belediye Tiyatrosu.<br />
Danimarka Prensi Hamlet, Kâmuran Şerif, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.<br />
Hamlet, H.E. Adıvar &#8211; Vahit Turhan, İstanbul Üniversitesi Yayınları.<br />
Hamlet, Orhan Burian, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.<br />
Hamlet, Orhan Veli Kanık, Doğan Kardeş.<br />
Hamlet, Sebahattin Eyuboğlu, Remzi.<br />
Hamlet, Peyami Sefa.<br />
Hamlet, Can Yücel, Adam 1992 (Papirüs 1996).<br />
Hamlet, Bülent Bozkurt, Remzi, 2000.</p>
<p>MACHBETH<br />
Macbeth, Dr. Ertuğrul Cevdet, Mısır, 1909.<br />
Macbeth, Mehmet Şükrü Erden, İstanbul belediye Tiyatrosu, 1931.<br />
Macbeth, Orhan Burian, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1945.<br />
Macbeth, Sabahattin Eyuboğlu, İstanbul Van (sonra Remzi), 1962.<br />
Macbeth Opero Librettosu, Nazım Engin, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1964.<br />
Macbeth Uyarlaması, Ümit Kıvanç, İstanbul, 1991.<br />
Macbeth, NTV Çizgi Roman, 2010</p>
<p>OTHELLO<br />
Othello, Hasan Bedrettin-Mehmet Rifat, Temaşa 2. cilt, 3. cüz, Kırk Anbar Matbaası 1293 (1876).<br />
Othello, Mihran M. Boyacıyan, Manzume-i Efkâr Matbaası, İstanbul, 1328 (1912).<br />
Othello, Salih Fuat, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1923.<br />
Othello, Dr. Refet, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1931.<br />
Othello, Orhan Burian, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1940.<br />
Othello, Peyami Sefa.<br />
Othello, Vahit Turhan ve A. Turan Oflazoğlu, İstanbul Üniversitesi Yayınları.<br />
Othello, Ülkü Tamer, Varlık, 1964.<br />
Othello, Necil Kâzım Akses-U. Cemâl Erkin, Opera, 1970.<br />
Othello, Özdemir Nutku, Remzi, 1985.</p>
<p>1606 – 1609<br />
KING LEAR<br />
Kral Lear, Dr. Abdullah Cevdet, İstanbul, 1912.<br />
Kral Lir (King Lear), Seniha Bedri Göknil, İstanbul Türk Yurdu Basım, 1937.<br />
Kral Lear, İrfan Şahinbaş, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1945.<br />
Kral Lear, Özdemir Nutku, Remzi, 1960.</p>
<p>TIMON OF ATHENS<br />
Atinalı Timon, Orhan Burian, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1945 (1965).<br />
Atinalı Timon, Sabahattin Eyuboğlu, Remzi, 1960.</p>
<p>CORIOLANUS<br />
Koryalanus Faciası, Seniha Sami, Hilmi, 1942.<br />
Coriolanus, H.E. Adıvar-V. Turhan, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1945.<br />
Coriolanus, Ali Taygun, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1977.<br />
Koryalanus Faciası, Timaş Yayınları, 1992.<br />
Coriolanus, Bülent Bozkurt, Remzi, 1944.</p>
<p>ANTONY AND CLEOPATRA<br />
Antuan ve Cleopatra, Dr. Abdullah Cevdet, İstanbul, 1921.<br />
Kleopatra ve Antuvan, Mehmet Nadir, Tarih Gazetesi.<br />
Antonius ve Kleopatra, Saffet Korkut, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.<br />
Antonius ve Kleopatra, Seniha Sami, Hilmi, 1946.<br />
Antonius ve Kleopatra, H.E. Adıvar &#8211; Mina Urgan, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1949.<br />
Antonius ve Kleopatra, Sabahattin Eyuboğlu, Remzi, 1960.<br />
Kleopatra, Günaydın Klasikleri, İstanbul, 1986.</p>
<p>1608 – 1613<br />
PERICLES<br />
Perikles &#8211; Sur Prensi, Hamdi Koç, Yaprak, 1992.</p>
<p>CYMBELINE<br />
Cymbeline, Prof Engin Uzmen, İmge, 1992.</p>
<p>A WINSTER’S TALE<br />
Kış Masalı, Mehmet Nadir, İstanbul, 1882.<br />
Kış Masalı, Mefharet Ersin, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1942.<br />
Kış Masalı, A. Turan Oflazoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1973.</p>
<p>THE TEMPEST<br />
Fırtına, Mustafa Işıksal, Gazi Terbiye.<br />
Fırtına, Halit Derin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1944.<br />
Fırtına, Celal Balkır, İstanbul Belediye Tiyatrosu, 1946.<br />
Fırtına, Can Yücel, Adam, 1991.<br />
Fırtına, Bülent Bozkurt, Remzi, 1994.</p>
<p>THE FAMOUS HISTORY OF THE LIFE OF HENRY VIII<br />
Kral VIII. Henri, Belkıs Boyar, İstanbul, 1947.</p>
<p>SONNETS<br />
Tüm Soneler, Talat S. Hamlan, Cem, 1989.<br />
Soneler, Saadet ve Bülent Bozkurt, Remzi.</p>
<p>SHAKESPEARE OYUNCULUĞU<br />
Adrian BRINE &#8211; Michael YORK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/william-shakepeare/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umberto Eco</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/umberto-eco/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/umberto-eco/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 19:06:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/umberto-eco/</guid>
		<description><![CDATA[Umberto Eco, İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünürdür. Yirminci yüzyılın önemli araştırmacı ve düşünce adamlarından biridir. 
Düşünsel alanda “Dedalus” takma adıyla bilinen ünlü yazar, 5 Ocak 1932′de İtalya’da küçük bir kasaba olan Alessandria’da dünyaya geldi. Muhasebeci olan babası Giulio, hükümet tarafından savaşa çağırılınca, annesi Giovanna ile birlikte Piedmontese dağlarının eteğinde küçük bir kasabaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Umberto Eco, İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünürdür. Yirminci yüzyılın önemli araştırmacı ve düşünce adamlarından biridir. </p>
<p>Düşünsel alanda “Dedalus” takma adıyla bilinen ünlü yazar, 5 Ocak 1932′de İtalya’da küçük bir kasaba olan Alessandria’da dünyaya geldi. Muhasebeci olan babası Giulio, hükümet tarafından savaşa çağırılınca, annesi Giovanna ile birlikte Piedmontese dağlarının eteğinde küçük bir kasabaya yerleştiler. Bu savaş döneminde, yaşadıkları kırsalda düşünsel hayatı şekillenen Eco, faşistlerle partizanların siyasi erk mücadelesini heyecanlı ama dingin bir ruhla takip etti. Söz konusu süreç sonraları, ünlü düşünürün otobiyografi tadında yazacağı, ikinci romanı “Foucault Sarkacı”nın altyapısını oluşturacaktı.</p>
<p>Kendisinin hukukçu olmasını isteyen babasına karşılık Eco, hukuk eğitimini yarıda bırakarak, kendi ilgi alanlarının izinden gitti ve Torino Üniversitesi’nde Ortaçağ Felsefesi ve Edebiyatı eğitimi aldı. 1954 yılında eski filozoflardan olan din düşünürü Thomas Aquinas ve onun Ortaçağda oluşturduğu ekolün estetik anlayışı üzerine yazdığı bitirme teziyle felsefe doktorasını tamamlayan yazar, kendisinin düşünsel yorumlarından ve estetik ifade tarzından çok etkilenen, üniversite hocası Luigi Pareyson’un “Estetica for Lettere Italiane” eserinin eleştirisini yazdı. 50′li yılların başlarında, entellektüel bir Katolik militan olan Eco, doktorasından sonraki yıllarda dini inanç sistemini sorguladı ve dinin varlığını inkâr ederek Roma Katolik Kilisesinden ayrılmaya karar verdi.</p>
<p>1954 – 1959 yılları arasında ünlü yazar, Milan’da, İtalyan devlet televizyonu RAI’de kültürel programlara editörlük yapmaya başladı. Bu editörlük deneyimi Eco’ya, medyanın gözüyle modern kültürün eleştirisini yapma olanağı sundu. Aynı zamanda prefosyonel yazın çalışmalarına başladı. 1956′da doktora tezini daha geniş bir perspektifle detaylı olarak ele aldığı ilk kitap çalışması “Il Problema Estetico di San Tommaso”yu yayınlayan Eco, aynı zamanda Torino Üniversitesi’nde düzenlenen konferanslara konuşmacı olarak katılmaya başladı. Sonrasında ise, avangard yazarlar, müzisyenler ve ressamlar arasında bir iletişim ağı kurarak, bilginin paylaşımına öncülük etti.</p>
<p>1958 – 1959 yılları arasında askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra, Ortaçağ düşünsel felsefesiyle ilgili olan “Sviluppo Dell’estetico Mediavale” adlı ikinci kitabını kaleme aldı ve RAI’deki işini kaybetti. Bu eser Eco’yu, Ortaçağ felsefesinin önde gelen düşünürlerinden biri ilan etmedi; ancak yazarın babasını, doğru mesleği seçtiği konusunda ikna etmeyi başardı. Yazarın edebiyatçı ve öğretici kimliğinin yükselişe geçmesinin, işini kaybettiği dönemle kesişmesi, aslında Eco için özellikle düşünsel ve edebi bir kariyerin önünü açtı. Çünkü 1959′da, Milan’da faaliyet gösteren Casa Editrice Bompiani’de kıdemli editörlük yapmaya başladı. Yine aynı yıl, entellektüel bir magazin dergisi olan II Verri için, her ay “Diario Minimo” adını verdiği köşesinde yazmaya koyuldu. Avangard düşüncelere ve dilbilimin kurallarına sadık kalmak suretiyle, magazinel kültürün ve modernleşen dünyanın yozlaştırdığı birçok parodiyi, eleştirel bir söylemle ele almak, Eco için oldukça eğlendirici hale gelmişti. Ünlü edebiyatçı sonraları, kaleme aldığı bu makaleleri “Misreadings – Diario Minimo]]]” (Yanlış Okumalar) adı altında bir kitapta topladı (1963). 1961′de, süreli bir yayın olan Marcatré’nin kurucuları arasında yer aldı.</p>
<p>50′li yıllar boyunca, yazınsal kariyeri sayesinde, işaretlerin anlamı, estetik anlayışı, iletişim ve düşünsel öğretilerle ilgili fikirlerini geliştirme fırsatı yakalayan edebiyatçı, bunlar üzerine birçok deneme yazdı. Sözkonusu denemelerinden derlediği “Opera Aperta” (Açık Yapıt) adlı kitabını 1962′de yayınlayan Eco, bu çalışmasında moderniteye ilişkin kavramların geleneksel köklerine indi ve farklılıkları eleştirel bir bakışla ortaya koydu. Aynı yılın Eylül ayında, Alman bir sanat eğitmeni olan Renate Ramge ile hayatını birleştirdi. Özetle, Eco&#8217;nun çalışmaları 1960&#8242;ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir</p>
<p>Artık tanınmış bir köşe yazarı haline gelen Eco’nun birçok makalesi, Il Giorno, La Stampa, Corriere della Sera, La Repubblica, L’Espresso ve Il Manifesto gibi İtalya’nın büyük basın-yayın kuruluşlarında yer alarak okuyucuyla buluştu. Aynı zamanda akademik kariyerine devam etmek için 1964′te Milan’a yerleşen ünlü edebiyatçı, gelen bir teklif üzerine, Floransa Üniveristesi’nde Görsel İletişim Profesörü olarak ders vermeye başladı. 1966 yılında ise, Milan Politeknik Okulunda, Göstergebilim Profesörü ünvanıyla kariyerini sürdürmek için Milan’a geri döndü. Aynı yıl yazdığı Le Poestische di Joyce: dall “summa” al “Finnegans Wake” adlı kitabını okuyucunun beğenisine sundu. Milan’da bulunduğu süreç içerisinde, işaretlerin anlamı ve gücü üzerine teoriler geliştirmeye başlayan Eco, teorilerini satırlara dökmeye başladı. Yazarın bu anlamdaki ilk göstergebilim kitabı, 1968′de yayınladığı “La Struttura Assente”dir. Eco’nun Ortaçağ estetiğine yönelik ilgisinin, gittikçe kültürel değerler ve edebiyat gibi daha çok insanın buluşabildiği ortak paydalara doğru dönüşüm göstermesiyle birlikte, yazar daha sonra, göstergebilim felfesini bu dallar üzerinde yeniden şekillendirerek, La Struttura Assente’yi takrar düzenleyecek ve 1976′da “A Theory of Semiotics”i yazacaktı.</p>
<p>1971 yılında, Bologna Üniversitesi’nde yine Göstergebilim profesörü olarak dersler vermeye başlayan Eco, teorilerine ve felsefik düşüncelerine sağlam bir altyapı oluşturma sürecine girdi. 70′li yıllar boyunca, işaretlerin düşünsel çözümlemeleri ile ilgili teorilerini sürekli geliştirerek, bunlar üzerine birçok kitap yazdı. 1973 yılında, birtakım gazeteler için kaleme aldığı makalelerden “Il Costume di Casa” adıyla yine bir derleme kitabı oluşturdu. 1974 yılına gelindiğinde, başkan yardımcılığını yürüttüğü Uluslararası Göstergebilim Öğretileri Derneği için ilk defa bir konferans düzenleyen ünlü edebiyatçı, bu öğretinin, diğer bilim dallarının amaçlarına yönelik eleştirel bir bilimsel davranış şekli olduğunu belirtti ( 1979′da bu konferansta değindiği önemli konulara ilişkin söylemlerini kitap haline getirerek, A Semiotic Landscape adıyla yayınladı). Bu çalışmalardan sonra, 70′li yılların sonlarında bir göstergebilim profesörü olarak ünlenen Eco, bilimsel kariyerinden roman yazarlığına doğru hiç umulmadık radikal bir dönüşüm gösterdi.<br />
1980 yılında, işaretlerin gizemini, yaşamlarımızdaki karmaşık varlığını, kurgusal; fakat açık bir dille vurguladığı ve polisiye roman türünde işlediği “The Name of the Rose” (Gülün Adı) adlı çalışmasını yayınladı ve eser dünya çapında muazzam bir yankı uyandırdı. Eco’nun bu romanı yazmaktaki amacı, göstergebilime duyduğu ilginin şekillenmeye başladığı dönemden beri tuttuğu notları, yayınladığı makaleleri ve birçok çalışmasını bütünleştirerek; bu bilimi, Ortaçağın egzotik havası içinde geniş kitlelerin bilgisine sunmaktı. Sözkonusu amaca ulaşmaktaki en verimli aracının da, roman türünde yazılmış bir kitap olacağını düşündü. Alt-türün polisiye olmasının nedeni ise, işaretlerin gizemini okuyucuya tam olarak yansıtabilmekti. Gündelik hayattaki bu izleri, ancak analitik bir bakış açısıyla görebilirdik; zira esrarengiz olan da buydu. Zaten kitabın adındaki “gül” de sembolik bir figürdü ve kısa ama zengin bir anlatımı ifade ediyordu. Kısacası Gülün Adı, çağdaş ve sade söylemlerle Ortaçağ döneminin gizemine ışık tutuyordu. Roman, edebiyat dünyasında da büyük beğeni topladı; çok olumlu eleştiriler aldı. Bundan sonra, Umberto Eco adı, sadece bilimsel ve akademik bir anlam taşımayacak; yazarın ünü tüm dünya edebiyat çevrelerince zikredilir hale gelecekti ( Yayınevi sadece otuzbin kopya satmayı umuyordu; ancak roman dokuz milyon kopyalık bir satış rakamına ulaştı). Günümüzde dahi etkileri sürmekte olan kitabın birçok dile çevirisi yapıldı ve Eco roman yazarları camiasına çok saygın bir şekilde girmiş oldu. Romanın bu beklenmedik başarısı, edebiyatçının uluslararası bir yazar kimliği edinmesini sağladığı gibi, medyanın ve dünya kamuoyunun da ilgisi birden üzerine çekildi. Ardından, Fransız film yapımcısı Jean – Jacques Annaud romanı, aynı adla film senaryosuna uyarladı ve 1986′da beyaz perdeye aktardı. Filmde Sean Connery, F.Murray Abraham ve Christian Slater gibi ünlü oyuncular rol aldı. Ancak dikkat çekmekten pek hoşlanmayan Eco, bu yapımda emeği olmadığını belirterek medyanın ilgisinden uzak durmayı seçti ve bu arada akademik çalışmalarına devam etti.</p>
<p>Eco, Semiotics and The Philosophy of Language (1984) ve The Limits of Interpretation (1991) gibi akademik ve bilimsel çalışmalarına da devam etti. 1986′da yayınlanan “Art and Beauty in the Middle Ages” (Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik) adlı çalışmasında yazar, Ortaçağ kültürünün farklı evrimlerini klişelerden uzak, gerçekçi bir bakış açısıyla yeniden ele alarak, dönem insanlarının sanat ve güzelliğe ilişkin estetik anlayışlarını orataya koymaya çalıştı.</p>
<p>Gülün Adı’nın fikirlerini ve iletmek istediği mesajları tam olarak yansıtmadığını düşünen Eco, başka bir roman yazma işine koyuldu. Edebiyatçının 1988′de yayınlanan ikinci romanı “Foucault’s Pendulum” (Foucault Sarkacı) yine büyük ses getirerek, Eco’yu, dünyanın önemli roman yazarları arasında üst sıralara yerleştirdi. Bu çalışmasında ünlü edebiyatçı, irrasyonel düşüncenin Ortaçağ’a uzanan felsefi – tarihsel sürecini ele almış; pozitif bilimlerin gelişmesine katkıda bulunan, ama hep geride kalmış olan gizli bilimlerin varlığından bahsetmiştir. Romanın başarısının ardından, 1992′de “How to Travel with a Salmon” (Somon Balığıyla Yolculuk) derleme kitabını yayınlayan Eco, militarizm, bilgisayar jargonları, futbol fanatizmi, jet-mail, fax makineleri gibi birçok yeniçağ kavramını, tarih – bilim ve insan döngüsünde eleştirel bir ironiyle konu ettiği yazılarını bir araya getirdi.</p>
<p>1994 yılında, yazarın üçüncü roman çalışması “The Island of the Day Before” (Önceki Günün Adası) yayınlandı. Aslında Eco, öyküsel kurgusu olan başka bir kitap daha yazma niyetinde değildi.<br />
Ancak “katışıksız doğa” hakkında yazmak istedikleri kendiliğinden hikayesel bir nitelik kazandı ve elbette yine tarihin farklı zamanlarında üç boyutlu bir anlatımla ortaya çıktı. 1997′deki Kant and the Platypus adlı bilimsel – felsefi deneme çalışmasında Eco, algılarımızın ne kadarının bilişsel idrak yeteneğimize, ne kadarının da dilbilgisi kaynağımıza dayandığını Pascal, Aristotales, Heidegger gibi düşünürlerin öğretilerinden yola çıkarak çözümlemeye yöneldi. 1995′teki “The Search for the Perfect Language” (Kusursuz Dil Arayışı) kitabıyla ünlü edebiyatçı, iletişimin temeli olan dillerin çokluğu ve farklılığının, aslında iletişim gücümüzü sınırlandırdığı düşüncesini, Babil Kulesi’nin Tanrı’nın lanetiyle yıkılması sonucunda ortak dili kullanan insanların dilde de ayrışmasını efsanesini baz alarak açıklamakta; “Kusursuz dil” hayalinin gerçekliğini de sorgulamaktaydı.</p>
<p>2000 yılına gelindiğinde, inanç sistemlerimizi sorguladığı “Belief or Non-Belief?” (İnanç ya da İnançsızlık Yüzleşme) gibi yazarın daha ziyade eleştirel yönünü; yine kusursuz dil ütopyasına değindiği “Baudolino” gibi düşünsel yönünü açığa çıkaran yapıtlarını yayınladı. Son olarak, 2004′te beşinci romanı olan “La Misteriosa Fiamma Della Regina Loana” (Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi) ‘yı kaleme aldı.</p>
<p>Ortaya koyduğu çok yönlü yapıtlarla birçok ödüle layık görülen Eco’nun arşivinde ağırlığı olanlar, Strega, Viareggio, Anghiari, Medicis ve McLuhan Teleglobe ödülleri olarak sayılabilir.</p>
<p>Eco, içinde 30.000′den fazla kitabın bulunduğu geniş bir kütüphaneye sahip olan Milan’daki evinde yazın çalışmalarına halen devam ediyor. Bir kız ve bir erkek çocuğu olan saygın edebiyatçı, Bologna Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri Programı’nda eğitmenlik görevini sürdürüyor ve haftalık yayınlanan L’espresso’da köşe yazarlığı yapıyor. Halen günde birkaç paket sigara içiyor ve gece geç saatlere kadar çalışıyor.</p>
<p>Roland Barthes&#8217;tan sonra, &#8220;ayrıntıların anlamı&#8221; ya da &#8220;ayrıntıların sosyolojisi&#8221; adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisi olan Umberto Eco&#8217;nun pek çok eseri Türkiye&#8217;de yayımlandı.<br />
Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD&#8217;den Foreign Policy ve İngiltere&#8217;den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14. sırada yer almıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/umberto-eco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Atay</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/oguz-atay/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/oguz-atay/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/oguz-atay/</guid>
		<description><![CDATA[Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te İnebolu’da doğdu. Babası, VI. ve VII. Dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay&#8217;dır. 5 yaşındayken ailesiyle birlikte Ankara’ya gelen Atay, Ankara Maarif Koleji’ne, ardından da İTÜ İnşaat Fakültesi’ne girdi. 1957 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra inşaat branşında akademisyenlik yapmaya başladı. İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde çalıştı.
Atay, akademisyenliğe devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te İnebolu’da doğdu. Babası, VI. ve VII. Dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay&#8217;dır. 5 yaşındayken ailesiyle birlikte Ankara’ya gelen Atay, Ankara Maarif Koleji’ne, ardından da İTÜ İnşaat Fakültesi’ne girdi. 1957 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra inşaat branşında akademisyenlik yapmaya başladı. İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde çalıştı.</p>
<p>Atay, akademisyenliğe devam ettiği sırada çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başladı. İlk romanı, Atay’ın çarpıcı tarzını ortaya koyan “Tutunamayanlar” oldu. Roman, 1970’te bitti ancak 1972’ye kadar yayınlanamadı. 1970 yılında “Tutunamayanlar”la TRT Roman Ödülü’nü kazandı. Romanın kurgusu, yazarın tarzı ve anlatım biçimi birçok kesimden övgü topladı.</p>
<p>1973 yılında yazar, “Tehlikeli Oyunlar” adlı ikinci romanını yayınladı. Bunu 1975 tarihli “Bir Bilim Adamının Romanı” izledi. Bu roman, Atay’ın 1911-1967 yıllar arasında yaşamış hocası Prof. Mustafa İnan’ın hayatını anlatır. Yine 1975’te “Korkuyu Beklerken” adlı öyküsü, 1985’te “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı oyunu yayınlanmış, bu oyun Devlet Tiyatroları’nda sergilenmiştir. 1987’de “Günlük”, 1998’de ise “Eylembilim” kitapları çıkmıştır. Bunların dışında 1975’te doçentlik ünvanı alan Atay, aynı yıl “Topografya” adlında bir kitap yazdı.</p>
<p>Atay, beynindeki tümör nedeniyle bir süre Londra’da yaşadı ve burada tedavi gördü. Ancak 13 Aralık 1977’de İstanbul Kanatlarımın Altında’da öldü. Bu sırada “Türkiye’nin Ruhu” adlı kitabını yazmaktaydı.<br />
Ölümünden sonra Atay’ın hayatı üzerine yayımlanan kitaplar; “Oğuz Atay’da Aydın Olgusu” (Yıldız Ecevit – 1989), “Oğuz Atay’ın Dünyası” (Tatjana Seyppel – 1989) ve “Ben Buradayım” (Yıldız Ecevit – 2005) idi. Sağlığında Atay’ın kitapları pek ilgi görmemişti ancak ölümünden sonra durum tam tersine döndü.</p>
<p>Oğuz Atay romanlarında toplumun içinde hep var olan ancak daha önce cesurca irdelenememiş karakterleri anlatır. Cümlelerine Batılılaşma sürecindeki bireylerin yaşamları, toplumdan kopuşları ve özellikle iç çelişkiler mükemmel bir şekilde sindirilmiştir. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.<br />
Tedavi için Avrupa’ya gittiğinde aldığı defterin ilk satırlarına &#8220;Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi&#8230; Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız&#8221; yazan, kitaplarında doya doya gülerken aniden bir şeylerin batması sonucu ağlayabileceğiniz küçük burjuva, aydın dünyasının küçük hesaplarını inceden alaya alan bir tarzdır Oğuz Atayın üslubu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/oguz-atay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jose Saramago</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/jose-saramago/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/jose-saramago/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:54:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Portekiz&#8217;in en tanınmış yazarlarından biri olan José Saramago, 16 Ekim 1922 tarihinde doğdu. Henüz üç yaşındayken, ailesi Lizbon&#8217;a taşındı. Ekonomik sıkıntılar yüzünden yükseköğrenim yapamayarak, başka işlere yönelmek zorunda kaldı; sağlık görevlisi, yayıncı, çevirmen, gazeteci olarak çalıştı. 1947 yılında ilk romanı olan Günah Ülkesi&#8217;ni yazdı. 
On iki yıl boyunca bir yayınevinde yayın yönetmenliği ve Yeni Seara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Portekiz&#8217;in en tanınmış yazarlarından biri olan José Saramago, 16 Ekim 1922 tarihinde doğdu. Henüz üç yaşındayken, ailesi Lizbon&#8217;a taşındı. Ekonomik sıkıntılar yüzünden yükseköğrenim yapamayarak, başka işlere yönelmek zorunda kaldı; sağlık görevlisi, yayıncı, çevirmen, gazeteci olarak çalıştı. 1947 yılında ilk romanı olan Günah Ülkesi&#8217;ni yazdı. </p>
<p>On iki yıl boyunca bir yayınevinde yayın yönetmenliği ve Yeni Seara dergisinde edebiyat eleştirmenliği yaptı. 1972-1973 yıllarında Lizbon&#8217;da siyasi makaleler yazdı. Portekiz Yazarlar Birliği&#8217;nin yönetim kurulunda görev aldı. 1976 yılından beri ise, yalnızca eserlerinden gelen gelirle yaşamaktadır. Saramago&#8217;nun uluslararası düzeyde tanınmasını sağlayan yapıtı, 1983 yılında yayınlanan Memorial do Convento&#8217;dur. Fernando Pessoa&#8217;nın takma isimlerinden biri olan Ricardo Reis&#8217;in Lizbon&#8217;a dönüp yaratıcısıyla karşılaşmasını konu alan O Ana da Morte de Ricardo Reis, 1984 yılında yayınlandı. Saramago&#8217;nun en ironik yapıtı sayılan Historia de Cerco de Lisboa da (1988) tarih üzerine kurulu bir denemedir. 1995 yılına ait Körlük insan varoluşunun özü, tanrı ve şeytan hakkında bir romandır. 1997 yılında ise, sıradan bir memur olan Senhor José&#8217;nin çevresinde dönen bir roman olan Todos os nomes yayınlandı. </p>
<p>Saramago&#8217;nun yapıtlarının arasında iki şiir kitabı, birçok deneme, oyun ve roman vardır. Bunların arasında özellikle romanlarıyla birçok ödüller almış olan Saramago&#8217;nun edebiyat yaşamının asıl meyvesi, 1998 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;dür. Yapıtlarındaki farklı hayal gücü, sevecenlik ve ironiyle, anlaşılması zor gerçeklerin kavranmasını sağlayarak çağımızın en önemli edebiyatçıları arasında yerini alan Saramago, halen Kanarya Adaları&#8217;nda yaşamaktadır.</p>
<p>Saramago Türkçe&#8217;de daha sonra sinemaya da uyarlanmış olan Körlük, Umut Tarlaları, Bütün İsimler, Yitik Adanın Öyküsü  gibi romanlarıyla tanınmaktadır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/jose-saramago/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Le Clezio</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/le-clezio/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/le-clezio/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:22:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[J.M.G. Le Clézio, 1940’ta Fransa’da, Nice kentinde doğdu. Mauritius doğumlu İngiliz vatandaşı babası Nijerya’da ve Afrika’nın çeşitli bölgelerinde doktorluk yapmıştı. Le Clézio Fransa’da Nice yakınlarındaki Roquebillière köyünde II. Dünya Savaşı esnasında büyüdü; 1947 yılında annesi ve kardeşiyle birlikte, bir sene boyunca hiçbir eğitim almadan, Nijerya’da yaşadı. Fransa’ya döndükten sonra Nice’te liseyi bitirdi, ardından Bristol Üniversitesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>J.M.G. Le Clézio, 1940’ta Fransa’da, Nice kentinde doğdu. Mauritius doğumlu İngiliz vatandaşı babası Nijerya’da ve Afrika’nın çeşitli bölgelerinde doktorluk yapmıştı. Le Clézio Fransa’da Nice yakınlarındaki Roquebillière köyünde II. Dünya Savaşı esnasında büyüdü; 1947 yılında annesi ve kardeşiyle birlikte, bir sene boyunca hiçbir eğitim almadan, Nijerya’da yaşadı. Fransa’ya döndükten sonra Nice’te liseyi bitirdi, ardından Bristol Üniversitesi, Londra Üniversitesi ve Nice’teki Edebiyat İncelemeleri Enstitüsü’nde eğitim gördü. Aix-en-Provence Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. </p>
<p>1966-67’de Tayland’daki bir Budist Üniversitesi’nde, daha sonra da Mexico Üniversitesi, Boston Üniversitesi, Austin’deki Teksas Üniversitesi ve New Mexico Üniversitesi’nde dersler verdi. 1969-1973 arasında Panama’daki Embera yerlileriyle yaşadı. 1973’ten itibaren Fransa, ABD ve Mauritius’ta dönüşümlü olarak yaşamaya başladı. Mayaların kutsal yazıtları üzerine çalışmaları vardır; Nijerya ve Japonya’ya da seyahat etmiştir. 1963’de ilk romanını yayımlayan Le Clézio, Théophraste Renaudot Ödülü’nü kazandı. </p>
<p>Otuzun üstünde romanı vardır. 1980 yılında Paul Morand Ödülü’nü Académie Française’den aldı; 1994 yılında da Fransızcanın yaşayan en önemli yazarlarından biri seçildi. İlk romanlarıyla deneysel bir üslup oluşturduktan sonra, 1970’lerin sonlarına doğru daha sade bir üslupla yazmaya başladı. Romanlarında genellikle yazının sınırlarını zorlarken, delilik, çocukluk, azınlık olma, yolculuk gibi konuları ele aldı.</p>
<p>40 yılı aşan kariyeri sürecinde otuzdan fazla kitap yazdı Le Clezio&#8230; Bu vesileyle oldukça üretken olduğunu söylemek de mümkün, Fransız edebiyatında kendi kuşağının en önemli yazarları arasında gösteriliyor, hatta 1994 yılında yüksek tirajlı Fransız edebiyat dergisi Lire`in yaptığı anket sonucu, okurların yüzde 13`ünden fazlasının oyunu alarak kazandığı `Fransa`nın yaşayan en iyi yazarı` unvanını koruyor. Ama tüm bunların yanında 1985 yılında Claude Simon`un ardından 23 yıl sonra Nobeli olan Fransız asıllı yazar olarak önemini bir kat daha arttırdı diyebiliriz. Fransa 2000 yılında Çin asıllı Gao Xingjian ile de ödülü almıştı. Herkesin biliceği gibi Nobele layık görülen başka bir Fransız Jean Paul Sartter 1963 yılında Nobel reddetmiş ve bu alanda tek isim olarak dünyanın hafızasına eklenmişti. </p>
<p>Le Clezio Fransa`da ayrılıkların yazını olarak tanımlıyor. Bu alanda birçok romancının üzerinde gösteriliyor ismi, hatta Balzac, Proust ve Flaubert`i yetiştirmiş toprakların edebi geleneğine dayıyor sırtını ve onların önüne geçmeye çalışıyor. Böyle bir geçmişi olan bu edebiyat içinde tabi ki bir insanın yer etmesi zordur, elbette ki yazdığı kitap dünyanın en önemli romancılarıyla kıyaslanacaktır, ama o tüm bunlara kulaklarını kapatıp yazıyor sadece ve zor olanı başarıp kendini erken yaşlarda Fransız edebiyatını kabul ettiriyor&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/le-clezio/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albert Camus</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/albert-camus/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/albert-camus/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Albert Camus, 1913 yılında, Cezayir&#8217;de, bir tarım işçisinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Cezayir Üniversitesi&#8217;nde zor koşullarda sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedenleriyle yarıda bıraktı. 1938&#8242;de Paris&#8217;e gitti, ilk eserleri Tersi ve Yüzü ile Düğün bu dönemde yayımlandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, direniş örgütünde etkin bir rol oynadı. Edebiyat dünyasına asıl girişini, 1942&#8242;de yayınlanan Yabancı adlı romanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Albert Camus, 1913 yılında, Cezayir&#8217;de, bir tarım işçisinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Cezayir Üniversitesi&#8217;nde zor koşullarda sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedenleriyle yarıda bıraktı. 1938&#8242;de Paris&#8217;e gitti, ilk eserleri Tersi ve Yüzü ile Düğün bu dönemde yayımlandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, direniş örgütünde etkin bir rol oynadı. Edebiyat dünyasına asıl girişini, 1942&#8242;de yayınlanan Yabancı adlı romanı ve Sisifos Söyleni başlıklı felsefi denemesi belirledi. Birbirini tamamlayan bu iki yapıtta, varoluşçu izler taşıyan &#8220;saçma&#8221; felsefesini geliştirdi. </p>
<p>Savaşın sonrasında Naziler&#8217;e karşı oluşmuş Fransız Direnişi&#8217;ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak &#8220;Combat&#8221; adında bir gazete yayımlamaya başladı. Ancak 1947&#8242;de gazeteciliği bırakarak bütünüyle edebiyata yöneldi. 1947&#8242;de yayınlanan Veba adlı romanı, 50&#8242;lerde kaleme aldığı Başkaldıran İnsan ve Yaz başlıklı denemeleri, Düşüş, Sürgün ve Krallık isimli yapıtlarında hem edebiyat hem de düşünce alanlarında yetkinliğini ortaya koydu. Bu dönemde, varoluşçuluktan çıkardığı sonuçlarda Jean-Paul Sartre&#8217;dan ayrılan Camus, başkaldırma ahlâkı ve insan varoluşuyla ilgili düşüncelerini tiyatro oyunlarıyla da dile getirdi. Mutlu Ölüm ve İlk Adam adlı romanları ölümünden sonra yayınlandı. </p>
<p>Albert Camus, 1957&#8242;de Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne değer görülmüştür. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan &#8220;Düşüş&#8221; için değil, idam cezasına karşı yazdığı &#8220;Réflexions Sur la Guillotine&#8221; makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi&#8217;nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir&#8217;de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.<br />
Bugün 20. yüzyıl edebiyat ve düşünce dünyasının en önemli adlarından biri kabul edilen Albert Camus, 1960 yılında bir araba kazasında yaşamını yitirdi.</p>
<p>Camus&#8217;nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan &#8220;absürd&#8221; fikridir. Filozof bu felsefesini &#8220;Sisifos Söylencesi&#8221;nde açıklayıp &#8220;Yabancı&#8221; ve &#8220;Veba&#8221; gibi romanlarında pekiştirmiştir.</p>
<p>Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan &#8220;Absürdizm&#8221; (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır. Albert Camus &#8220;saçma&#8221;`nın kurucusu değildir ancak bu düşünce akımında önemli bir yer tutar.</p>
<p>Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık… Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de bunlardan biridir. Sisifos Söyleni`de bu dualizm artık bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak &#8220;Absürt&#8221;`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Peki, bu trajik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus, saçma kavramını burada kurgular: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/albert-camus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Hamdi Tanpınar</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/ahmet-hamdi-tanpinar/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/ahmet-hamdi-tanpinar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 17:26:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Çağdaş Türk Edebiyatının en önemli figürlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. Kadılık yapan babasıyla birlikte Anadolu&#8217;nun çeşitli şehir ve kasabalarını dolaştı. 1914 yılında henüz 13 yaşındayken annesini kaybetti. 2 yıl sonra babasının tayini çıkması üzerine Antalya&#8217;ya yerleştiler. Liseyi Antalya&#8217;da bitirdikten sonra 1919 yılında İstanbul&#8217;a gelerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#8217;nde eğitimine devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Türk Edebiyatının en önemli figürlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. Kadılık yapan babasıyla birlikte Anadolu&#8217;nun çeşitli şehir ve kasabalarını dolaştı. 1914 yılında henüz 13 yaşındayken annesini kaybetti. 2 yıl sonra babasının tayini çıkması üzerine Antalya&#8217;ya yerleştiler. Liseyi Antalya&#8217;da bitirdikten sonra 1919 yılında İstanbul&#8217;a gelerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#8217;nde eğitimine devam etti. Etkilendiği hocası Yahya Kemal Beyatlı ile birlikte geniş bir edebiyat çevresi edindi. 1923 yılında Şeyhî&#8217;nin, Husrev-ü Şirin mesnevisi üzerine hazırladığı tez ile İstanbul Üniversitesi&#8217;nden mezun oldu. </p>
<p>1921 yılında Yahya Kemal ve çevresindekilerin çıkardığı &#8220;Dergâh&#8221; adlı dergide ilk şiirleri yayımlandı. Mezun olduktan sonra 1923-1924 yılları arasında Erzurum Lisesi&#8217;nde, 1925-1927 yılları arasında ise Konya Lisesi&#8217;nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Ardından 1927 yılında Ankara Lise&#8217;si, 1930-1932 yılları arası Gazi Terbiye Enstitüsü, 1932 yılında ise İstanbul Kadıköy Lisesi&#8217;nde edebiyat öğretmenliğine devam etti. 1933 yılında Ahmet Haşim&#8217;in ölümüyle Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde boşalan sanat tarihi öğretmenliği görevine getirildi. Aynı dönem Amerikan Koleji&#8217;nde Türk Edebiyatı dersleri verdi. Ertesi yıl estetik ve mitoloji dersleri de vermeye başladı. </p>
<p>15 Kasım 1939 tarihinde Tanzimat Fermanı&#8217;nın yüzüncü yılı dolayısıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nde açılan kürsüye Yeni Türk Edebiyatı profesörü olarak geçti. 3 yıl sonra 1942&#8242;de politikaya atılarak Maraş Milletvekili olarak meclise girdi. 1946 yılına kadar bir süre Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği ve Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde estetik öğretmenliği yaptı. Milletvekilliği süresi dolduktan sonra 1949&#8242;da İstanbul Üniversitesi&#8217;ne döndü. </p>
<p>1953&#8242;te Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya&#8217;yı kapsayan altı aylık bir Avrupa gezisi yaptıktan sonra 1955&#8242;te Filmoloji Kongresi üyesi olarak üç hafta için Paris&#8217;e gitti. 1957&#8242;de Münih&#8217;te yapılan 14. Müsteşrikler Kongresi&#8217;ne bir bildiri sundu. Ardından 1959&#8242;da Fransa, İngiltere, İsviçre ve Portekiz&#8217;de bir süre kaldı. 24 Ocak 1962&#8242;de İstanbul&#8217;da kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.<br />
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal ve Mustafa Şekip gibi şairlerin etkisinde kaldığı dönemlerde düşünsel alanda Bergsonculuğu, yazın alanında ise saf edebiyat anlayışını benimsemiştir. Dergâh, Milli Mecmua, Hayat, Oluş ve Görüş dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır. Olgunluk döneminde şiirlerinde hayatından ve kendisinden parçalar sunmaya başlamıştır. </p>
<p>Şiirlerinin yanı sıra öyküleri ve romanları ile de dikkati çekmiş, özellikle doğu-batı çatışmasını anlatan denemeleri ile düşün yazılarıyla da etkili olmuş bir yazardır.<br />
Enis Batur, 1992 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar’dan “Seçmeler” adlı bir kitap hazırladı. Yazar ile ilgili yayınlanmış en son eser 2007 yılının sonunda çıkan &#8220;Günlüklerin Işığında Tanpınar&#8217;la Başbaşa&#8221;dır. Eser Tanpınar&#8217;ın 1953 yılında yazmaya başladığı ve 1962 yılında vefatına kadar tuttuğu notlardan oluşmaktadır. Hayatı boyunca sağlığından şikâyetçi olan Tanpınar, 23 Ocak 1962 günü geçirdiği kalp krizi ile Haseki Hastanesi&#8217;ne kaldırıldı. Ertesi sabah, ikinci bir krizle hayata veda etti. Namazı Süleymaniye Camii&#8217;nde kılınan Ahmet Hamdi Tanpınar&#8217;ın cenazesi Rumeli Hisarı Kabristanı&#8217;nda, hocası ve dostu Yahya Kemal&#8217;in yanı başına defnedildi. Mezartaşı üzerinde çok bilinen şiirinin iki mısraı hakkedilmiştir: &#8220;Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/ahmet-hamdi-tanpinar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyahatname</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/seyahatname/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/seyahatname/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 17:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[2. Hamur]]></category>
		<category><![CDATA[Ciltsiz]]></category>
		<category><![CDATA[evliya çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabalcı Yayınevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak 2005]]></category>
		<category><![CDATA[seyahatname]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKÇE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/seyahatname/</guid>
		<description><![CDATA[“Evliya Çelebi seyahatlerinin başlangıcını rüyaya bağlar: 1630 Ağustosunun 19. gecesi düşünde peygamberden &#8220;şefâat&#8221; dileyecek yerde &#8220;seyâhat diler ve zihninde büyüttüğü uzak ülke hikâyelerinin de etkisiyle yollara düşer. Artık bizlere anlatamayacağı son ve büyük yolculuğa çıkana kadar 54 yıl boyunca önce &#8220;piyâdece serseri&#8221; bütün İstanbul&#8217;u, daha sonra da &#8220;abd-i hakîr Evliyâ-yi fakîr&#8221; [değersiz kul, yoksul Evliya] [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Evliya Çelebi seyahatlerinin başlangıcını rüyaya bağlar: 1630 Ağustosunun 19. gecesi düşünde peygamberden &#8220;şefâat&#8221; dileyecek yerde &#8220;seyâhat diler ve zihninde büyüttüğü uzak ülke hikâyelerinin de etkisiyle yollara düşer. Artık bizlere anlatamayacağı son ve büyük yolculuğa çıkana kadar 54 yıl boyunca önce &#8220;piyâdece serseri&#8221; bütün İstanbul&#8217;u, daha sonra da &#8220;abd-i hakîr Evliyâ-yi fakîr&#8221; [değersiz kul, yoksul Evliya] olarak Osmanlı ülkesini gezer. Her ne kadar kendisine &#8220;hakîr-i pür-taksîr&#8221; [çok kusurlu, değersiz kişi] dese de bir gezgin, bir seyyâh-ı âlemdi. </p>
<p>Büyük bir gözlem gücüne dayanan görgü tanıklığıyla 17. yüzyıl Osmanlı toplum yaşamının her alanını; padişahından eşkiyasına toplumun her kesiminden insan manzaralarını, değme romancılara taş çıkartacak özyapı betimlemeleri, güçlü bir mizah anlayışı ve kıvrak bir anlatışla, zamanının konuşma diline sadık kalarak aktarır.</p>
<p>Bu on ciltlik yapıtın ilk altı cildi ilk kez eski yazıyla II. Abdülhamit döneminde, birçok bölümü sansürlenerek çıktı. 7. ve 8. ciltler yine eski yazıyla 1928&#8242;de, 9. ve 8. ciltler ise yeni yazıyla 1938&#8242;de basıldı. Eski yazı nedeniyle ulaşılmaz olan ilk sekiz cilt ise ancak Mustafa Nihat Özön&#8217;ün çabasıyla 1945&#8242;ten sonra yeni okurlarıyla buluşacaktı. Kitabın yeni basımı Mustafa Nihat Özön&#8217;ün oğlu Nijat Özön tarafından hazırlanmıştır. Ana metin, yaklaşık 600 maddelik bir terimler sözlüğü, haritalar, genişletilmiş bir zamandizini ve genel dizinle birlikte sunulmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/seyahatname/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Macbeth</title>
		<link>http://www.kitaplik.com/macbeth-2/</link>
		<comments>http://www.kitaplik.com/macbeth-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 14:19:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sineme - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Ciltsiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşe]]></category>
		<category><![CDATA[macbet]]></category>
		<category><![CDATA[macbeth]]></category>
		<category><![CDATA[mcbath]]></category>
		<category><![CDATA[mcbeth]]></category>
		<category><![CDATA[NTV Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Sevin Okyay]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2009]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKÇE]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitaplik.com/macbeth-2/</guid>
		<description><![CDATA[“Acı Üstüne Acı
Kan Üstüne Kan;
Kayna Kazanım Kayna,
Yan Ateşim Yan.”
1040 yılında İskoçya. Kral Duncan, büyükbabası II. Malcolm´un ölümünden beri, altı yıldır ülkeyi yönetmektedir. Duncan iyi bir kraldır ama onun müşfik ve iyicil yönetiminde bile İskoçya durulmuş oturmuş bir ülke olmaktan uzaktır. Romalılar´ın gidişinin ardından, ülke yüzyıllar boyunca ikiye ayrılmış olarak kalmıştır, kuzeyde Viking çeteleri, güneyde Sakson [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><i>“Acı Üstüne Acı<br />
Kan Üstüne Kan;<br />
Kayna Kazanım Kayna,<br />
Yan Ateşim Yan.”</i></p>
<p>1040 yılında İskoçya. Kral Duncan, büyükbabası II. Malcolm´un ölümünden beri, altı yıldır ülkeyi yönetmektedir. Duncan iyi bir kraldır ama onun müşfik ve iyicil yönetiminde bile İskoçya durulmuş oturmuş bir ülke olmaktan uzaktır. Romalılar´ın gidişinin ardından, ülke yüzyıllar boyunca ikiye ayrılmış olarak kalmıştır, kuzeyde Viking çeteleri, güneyde Sakson kabileleri. Barbar bir ülkedir. Her yerel kabilenin kendi güçlü lideri vardır; onurlanmak için kılıcı tutan kollarının gücüne güvenen, çoğu kez de hayatta kalabilmek için savaşmaya mecbur olan erkekler. Ama ülke değişmektedir. Kral Duncan´ın saltanatıyla birlikte, tek bir İskoçya Kralı tarafından yönetilecek tek bir İskoç ulusu yaratmak üzere, kabileler arasında birlik için ender görülen bir umut belirmiştir. Ne var ki, herkes bu barışı hoş karşılamaz. Bazı kabile reisleri, bağımsızlıklarını korumak ve krala karşı isyanlarını sürdürmek ister, çoğu kez de başka kabileler ve İrlanda ile Norveç gibi başka ülkelerden savaşçılarla kuvvet birliğine giderler; hatta İskoçya Kralı payesini kendileri için isteyen bazı kabile reisleri bile vardır.Kral Duncan, tacını savunmak ve ülkesinde düzeni kurmak için, savaşta tecrübeli olan soyluların önderliği altında güçlü bir orduya komuta eder  ve bu soylulardan en güçlüsü, en güvenilir olanı da Kral Duncan´ın kuzeni, Glamis Beyi ya da, bilinen adıyla&#8230;&#8230;Macbeth´tir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitaplik.com/macbeth-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
